eskilerden bir gün geldi aklıma dün. annemle pazarda geziyorduk tek derdimiz domates alsak mı almasak mı? şu marul mu yerliydi diğeri mi?
ama birden geldi işte aklıma. belki de yanımdan geçen kızla çocuk sebep oldu. sevmiyordun bence demişti kız...
bir an bir cümle birden yok oldular...
neyse gelelim bana. nedir sevmiyordun bence sözünden bana arta kalan?
son ilişkimi andım birden.arkadaşımdı.bir buçuk yılı yok saymıştık bir gece içkiliyken onun ben seni seviyorum demesiyle. daha önce hiç o gözle bakmadığım bir adamın boynuna sarılmıştım. sonra biraz zorlamayla başlamıştı bir şeyler. daha önce hiç sevgili adayı gibi bakılmayan bir adama seni seviyorum demek pekte kolay değil.
sırf o istedi diye niye başladım bilmiyorum. belki de bende istemiştim. yalnızdım. kendimce sevgi açlıklarım vardı ve doyurulması zordu bu yanımın. beni bilen tanıyan deli bir adamdı. ben de deliyim hehehe diye gezinen bir salak
neyse burası özel, gereksiz bilgiler...
ilişki zordu başında olduğu gibi değildi. bir şizofrenle aşk nasıl bir şeydir ancak yaşayanlar bilir.
bir çok kez herkes gibi bende önce kendimi iyi taraf gibi gördüm. o şizoydu canımı acıttı bak ondan sonra kimse olmadı dedim durdum uzun süre. ama bak işte yolda yanımdan geçen o kızla çocuk sayesinde birden içime kurt düştü.
çokta iyi bir kız arkadaş değildim belki de
neden mi? gelelim onunla bir diyalogumuza
çanakkale filika adlı bir mekandayız. üst katında enfes bir manzara. iskele, fener, kilitbahir görülmekte.
yanyana oturuyoruz. benim yine birşeylere zaman ayıramayışım sorun." önce okul sonra kütüphane sonra ben sonra ev . üçüncü ben oluyorum hayatında" diyor bana. bende kendimce açıklama yapıyorum .
ama okul önemli ama şu önemli " ama ben buraya okul için çıkıyorum evden,SENİN İÇİN DEĞİL"
"senin için değil" cümlesi nasıl bir ses tonuyla çıkıyor ağzımdan.
senin için değil.
msn de webcamı kaparken bile gülümsemeyişim sorun olurken bu ses tonuyla senin için değil cümlesi nasılda yaralamıştı ve nasılda sorun olmuştu onun için kim bilir.
konuşmanın sonuna doğru " sen beni sevmiyorsun. belki seviyorsun ama benim kadar değil,ben sevgini hissedemiyorum" demişti. bende kızmış, gözlerimi kocaman ,ki bu onun en sevdiği halimdi, açarak söylenmiştim.sevginin varlığından şüphe edişi canımı sıkmıştı ama sormamıştım işte ne neden oluyor bunu düşünmene? diye...
allahım ne lanet bir karıymışım o zaman. evet tek derdim makale, okul bilmem neydi? ve ben onun şizofrenik hallerine kafayı takmış , yaptığı her yanlışa rağmen yanında olduğum için bana teşekkür etmesini bekliyordum. ve hatta başka kişilerin çok sabırlısın deyişinde gururlanıyordum. allahım ne salak mışım
sevgiyi hissetmemek ne kötü şeydir oysaki, sevildiğini anlayamamak. ve ben ona bir dönem bunu yaşatmıştım.görüştüğümüzde buz gibi oluyordum , çünkü lanet bir makale kafamda olurdu ya da buluşmadan önceki gün ya da akşam bana ettiği hakaretler, küfürler , yanlışlar kafamda gezinirdi. ilişkinin bir yerinde sadece ben ağlardım o söylenirdi. ve filika'dan sinirle kalkardık. ilk gittiğimizde feneri görüp altında ilk içişimiz geliyor gülüyorduk. ama sonra hiç görmedik feneri. zaten birbirimizi bile görmedik sanki.
bazen bunu yapıyorum işte. sevgimi belli edemiyorum.etseydim şüpheye düşmezdi, hissetseydi bana zarar verdiği zamanlardaki paranoyaları olmazdı. onu suçlamak yerine niye kendime bakmamışım ah işte onu bilemiyorum şimdi.
keşke okusa bunu diyeceğim ama gerek yok.
güzel bir ilişkisi var.dostların "ah kız sana çok benziyor" cümlelerine sadece gülüyorum.
bu bir geç kalmış yüzleşme yazısı oldu sanki.
evet hala yaralıyım. hala birçok şeyi kabul edemeyişim, insanlardan ve kendimden korkuşumun sebebi o.sevginin yalan olma fikrini aklıma sokanda o ve dahası var ama. bilmeden bende ona acı vermişim. geçte olsa anladım ama geç kalınmışlık boğazıma bir şeyler tıktı şimdi.
9 Aralık 2010 Perşembe
8 Aralık 2010 Çarşamba
kader' in böyle
yolu yok, çekiceksin.
isyan etmenin faydası yok,kaderin böyle
sonu belli, ey başını usul usul yürü şimdi...
ah nasılda geç kalmışım ben bu filme. niye bu kadar derinlemesine dalmamışım ona?
ilk çıktığı sene izlemiştim oysa ki. ama sonuna gelmeden kapamıştım ekranı. film yok sayılmıştı. zaten izlerken de elim işte gözüm oynaşta sözlerinin hakkını veriyordum.
neyse
geç kalmamışlığı kabul ediyorum şimdilik. ya hiç izlemeseydim.
ah daha neler
geçmişte izlediğim bir çok yarım yamalak film için sıkıntılanıyorum şimdi. acaba ne güzel sahneleri kaçırdım? şimdi yeniden ilk kez tv ile tanışır , sinema perdesinin büyüklüğüne hayran baktığım gün gibi içim... yeniden izleyeceğim filmleri.
hatta kusuncaya kadar, gözlerim yoruluncaya kadar, hatta uykuyu unutup daha çok film diye inleyerek sızım kalmak istiyorum ekran önünde...
o kadar açım , o kadar istekliyim sinemeya karşı
neyse konu bu değildi. kader'di konu. ah zeki sen ne yaptın gibi sanki üstadı tanıyormuşcasına sesleniyorum.
masumiyette bize sunduğunun gerçek hikayesi bu muydu?
ah gerçek
kabul etmeyi göze alamadıklarımız mı acep?
bir başkasını seven bir kadının sevgisini , bizi kabul etmeyişini yok sayıp ömrümüzü vermek nasıl bir şey sorusu içimde.
uğur'a sürekli bir küfür etme isteğiyle doldum filmin bir yerine kadar. sürekli küfür, aynı bekir'in izmir de bir bank üzerinde ettiği gibi hemde. hatta tokatlayarak...
ama değil işte öyle,
bekir ne kadar kör kütük aşık ise uğur o kadar aşık.
her dakika aşkı düşünür oldum. nasıl bir aşk için insan kendini kaybeder?
bir mobilya dükkanında safca oturan bir çocuktan tavernalar, pis dar otel odaları, sarma sigaralar, uyuşturucular içine nasıl düşebilir insan? nasıl olmadığı bir adama dönüşebilir. ve dönüşümleri nasıl hiç bir işe yaramaz?
ah aşk nasıl bir şeysin ki, siliyorsun hayatını insanın bir yerden başka bir hayatı yazarken?
film eleştirmeni şu bu değilim. ama bu ara her film benim bir yerime dokunuyor.çok garip yaa
ah sinema sen perden kadar büyük, gerçek ve ürkütücüsün.
aşkı düşünürken kendimi kaderi düşünürkende buluyorum sonra. birinin kaderinde olmak nasıl bir şey mesela?
kimsenin kaderinde olamadım sanki diyorum ama sonra hayatına girdiğim , hayatıma girenleri düşünüyorum. her şey bir kaderden ibaret miydi? hep kader mi biraraya getirmişti bizi diyorum...
sorularım cevapsız kalmıyor bazen. kendimce cevap buluyorum.
kaldı kı bu ara bazı şeyleri kendime dert etmek için içimdekiyle yarış yapan biri olduğumdan acıyla harmanlayınca kendimi, işin uçu daha kötüye gitmesin diye sesleniyorum sessizce, kaderin böyle, çekeceksin.sus ve yaşa ...
ah acı
acının üzerine yazılmış tüm şarkılara baktığımda (tüm derken orada bir abartı var)niyeyse gizli özne oluyor acı kelimesi. canımdan sonra geldiği görülüyor, gittin canım acıdı misali...
ama bir türlü kahraman olmuyor acı kelimesi şarkı da.hep bir gizlenme hep bir kaç kelime grubunun arasına sıkışma ya da başka kelimelerle varlığını belli etme...
oysaki hayatın içinde bu kadar var olan, şarkılarla bile kendini bize anımsatıp kulaktan kalbe beyne ulaşan bu adi şeyin bu düzenbaz oyunu sabah sabah canımı sıktı.
acıyı sevmek, acıdan zevk almak gibi durumların başkahramanı olduğum hayatımda yine de acının bu fingirdek hali canımı sıkıyor. bir gösterip elletmeme elletsede kendini göstermeme durumu var.
neresiydi burası, nasıldı diye düşünürken yorulan beynim daha bir acıyla doluyor.
sinsi bir düşman gibi acı.
ama en çok düşmanlarımı sever oldum ben. çünkü en gerçek onlar
ama bir türlü kahraman olmuyor acı kelimesi şarkı da.hep bir gizlenme hep bir kaç kelime grubunun arasına sıkışma ya da başka kelimelerle varlığını belli etme...
oysaki hayatın içinde bu kadar var olan, şarkılarla bile kendini bize anımsatıp kulaktan kalbe beyne ulaşan bu adi şeyin bu düzenbaz oyunu sabah sabah canımı sıktı.
acıyı sevmek, acıdan zevk almak gibi durumların başkahramanı olduğum hayatımda yine de acının bu fingirdek hali canımı sıkıyor. bir gösterip elletmeme elletsede kendini göstermeme durumu var.
neresiydi burası, nasıldı diye düşünürken yorulan beynim daha bir acıyla doluyor.
sinsi bir düşman gibi acı.
ama en çok düşmanlarımı sever oldum ben. çünkü en gerçek onlar
7 Aralık 2010 Salı
yedinci mühür- det sjunde inseglet
sanatın her dalına bir şekilde sokulma derdinde bir insan oldum hep.
yedinci sanat denilen sinemanın özel olması taraftarıyım. anlık çerez gibi filmlerin sadece insanları anlık doldurma, mutlu etme ya da üzme amacıyla yapıldığını ama onların sanat değil sadece sinema filmi olduğunu ama bazı filmlerin ise eser,sanat, gerçek bir yaratıcılık kelimeleriyle ödüllendirilmesi taraftarıyım
ama böyle dediğime bakmayın. çok film bilmem. izlemişliğim yok öyle binlerce. arada sadece önüme sunulanların tadına bakıyorum ya da bir şekilde o filmler beni buluyor.
kimi dost yüzlü insanlar al izle gör diyor kimisi işte tam senlik diye ikramda bulunuyor.
işte öyle bir tanışma anı oldu det sjunde ınseglet ile entel orjinal ismini yazacak güçlü lisanım yok. yedinci mühür diyelim en iyisi.
ingmar bergman imzalı başyapıt.ortaçağda haçlı seferinden evlerine dönmek üzere olan iki şövalye, sokak tiyatrocusu bir aile ve birkaç karakterin yollarının kesişmesini anlatır.
din, ölüm kaygısı, inanç ve yaşama dair bir çok konuda ayrıntılar, güzel diyaloglar söz konusudur.
1957 yılında böyle bir filmin yapılmış olmasına takıyor bazen insan. bu kadar eksiklikle bu kadar keskin eylemler, keskin diyaloglar...
haçlı seferleri ve Vebanın halkın üzerindeki acınası etkisi sebebiyle Tanrı'dan kuşkulanmaya başlayan şövalye inanç konusunda sıkıntılar yaşamaya başlar. Çok geçmeden ölüm onu da ziyaret eder burada en başta azrailin onun canını alacağını bekleyen izleyici Şovalye kaderine boyun eğeceğine Ölüm'e meydan okuyarak bir satranç oyununa davet etmesiyle şaşırır. kaldı ki yener onu . kaldı ki bu sahne çok etkileyicidir.
bir yandan da birbirini seven küçük çocuklarıyla köyleri dolaşan bir çift veba yüzünden suçlu arayan ve bu sebepten kimi bulsalar kırbaçlayıp yakan din görevlilerini izleyip olan bitene şaşkın bakmaktadır...
acıyla kırbaçlanan kişilerin görüntüleri can acıtıcı.
hayatın anlam ya da anlamsızlığı, dinin varlığı, tanrının adil yada eşit olmayışı, insanların algılama şekilleri üzerine görüntü ve diyaloglarıyla insanı etkileyen film. aslında çok yazacak şeyim var. ama o kadar yoruldum şaşırdım ki izlerken. susup susup yeniden diyalogları düşünüyorum.
azraille santranç oynayamasakta şanssızlığımız ve mutsuzluğumuzu alıp bir okey masası kurasım geldi. 4lüyü tamamlayacak bir dost aranmakta...
yedinci sanat denilen sinemanın özel olması taraftarıyım. anlık çerez gibi filmlerin sadece insanları anlık doldurma, mutlu etme ya da üzme amacıyla yapıldığını ama onların sanat değil sadece sinema filmi olduğunu ama bazı filmlerin ise eser,sanat, gerçek bir yaratıcılık kelimeleriyle ödüllendirilmesi taraftarıyım
ama böyle dediğime bakmayın. çok film bilmem. izlemişliğim yok öyle binlerce. arada sadece önüme sunulanların tadına bakıyorum ya da bir şekilde o filmler beni buluyor.
kimi dost yüzlü insanlar al izle gör diyor kimisi işte tam senlik diye ikramda bulunuyor.
işte öyle bir tanışma anı oldu det sjunde ınseglet ile entel orjinal ismini yazacak güçlü lisanım yok. yedinci mühür diyelim en iyisi.
ingmar bergman imzalı başyapıt.ortaçağda haçlı seferinden evlerine dönmek üzere olan iki şövalye, sokak tiyatrocusu bir aile ve birkaç karakterin yollarının kesişmesini anlatır.
din, ölüm kaygısı, inanç ve yaşama dair bir çok konuda ayrıntılar, güzel diyaloglar söz konusudur.
1957 yılında böyle bir filmin yapılmış olmasına takıyor bazen insan. bu kadar eksiklikle bu kadar keskin eylemler, keskin diyaloglar...
haçlı seferleri ve Vebanın halkın üzerindeki acınası etkisi sebebiyle Tanrı'dan kuşkulanmaya başlayan şövalye inanç konusunda sıkıntılar yaşamaya başlar. Çok geçmeden ölüm onu da ziyaret eder burada en başta azrailin onun canını alacağını bekleyen izleyici Şovalye kaderine boyun eğeceğine Ölüm'e meydan okuyarak bir satranç oyununa davet etmesiyle şaşırır. kaldı ki yener onu . kaldı ki bu sahne çok etkileyicidir.
bir yandan da birbirini seven küçük çocuklarıyla köyleri dolaşan bir çift veba yüzünden suçlu arayan ve bu sebepten kimi bulsalar kırbaçlayıp yakan din görevlilerini izleyip olan bitene şaşkın bakmaktadır...
acıyla kırbaçlanan kişilerin görüntüleri can acıtıcı.
hayatın anlam ya da anlamsızlığı, dinin varlığı, tanrının adil yada eşit olmayışı, insanların algılama şekilleri üzerine görüntü ve diyaloglarıyla insanı etkileyen film. aslında çok yazacak şeyim var. ama o kadar yoruldum şaşırdım ki izlerken. susup susup yeniden diyalogları düşünüyorum.
azraille santranç oynayamasakta şanssızlığımız ve mutsuzluğumuzu alıp bir okey masası kurasım geldi. 4lüyü tamamlayacak bir dost aranmakta...
5 Aralık 2010 Pazar
ah mandalina vah mandalina 2
bugün kıyıdan adlı programı izliyordum.habertürk kanalında ece temelkuran'ın yayınıydı.
programın sonunda izledim videoyu ve tek değilmişim mandalina ve aşk konusunda dedim.
şimdi de paylaşmadan edemedim: ))))))
klibi yapan arkadaşı bulmalıyım sanki, hayatımın aşkı ahanda orada: )
programın sonunda izledim videoyu ve tek değilmişim mandalina ve aşk konusunda dedim.
şimdi de paylaşmadan edemedim: ))))))
klibi yapan arkadaşı bulmalıyım sanki, hayatımın aşkı ahanda orada: )
3 Aralık 2010 Cuma
OLMADI SANKİ GENE , HA
BAZEN NE YAPARSAN YAP YA DA YAPMA ANLA İŞTE
AMA DİLE
AMA OLSUN DE
AMA BENI ALSINLAR DE
DEMELER BAZEN ANLAMSIZ
ISTEKLER KARŞIKLIKSIZ
DILEKLER KABUL OLUNMAZMIŞ
KABUL OLMADI KİLİS VE KARABÜK ÜNİVERSİTELERİNE OLAN BAŞVURULARIM
SAĞLIK OLSUN DER BÜYÜKLER
AMA NE OLUR SİZ BÜYÜK OLMAYIN,
ÜZÜLMEDİM
AMA İÇİMDE BİR MUM VARDI ŞİMDİLİK SÖNDÜ, BURASI KARANLIK SANKİ
AMA HEP SİYAH YOK Kİ DEĞİL Mİ?
GÖK KUŞAĞIDA VAR MESELA
ÇIKAR MI Kİ?
ÇIKMASA DA BİZ GÖREBİLİR MİYİZ Kİ?
NEYSE KÖRLER GÖRMESE DE VAR GÜNEŞ.
BELKİ UMUT VARDIR DA BEN GÖRMÜYORUMDUR.
ÖPERİM AYDINLIK GÖZLERİNİZDEN
AMA DİLE
AMA OLSUN DE
AMA BENI ALSINLAR DE
DEMELER BAZEN ANLAMSIZ
ISTEKLER KARŞIKLIKSIZ
DILEKLER KABUL OLUNMAZMIŞ
KABUL OLMADI KİLİS VE KARABÜK ÜNİVERSİTELERİNE OLAN BAŞVURULARIM
SAĞLIK OLSUN DER BÜYÜKLER
AMA NE OLUR SİZ BÜYÜK OLMAYIN,
ÜZÜLMEDİM
AMA İÇİMDE BİR MUM VARDI ŞİMDİLİK SÖNDÜ, BURASI KARANLIK SANKİ
AMA HEP SİYAH YOK Kİ DEĞİL Mİ?
GÖK KUŞAĞIDA VAR MESELA
ÇIKAR MI Kİ?
ÇIKMASA DA BİZ GÖREBİLİR MİYİZ Kİ?
NEYSE KÖRLER GÖRMESE DE VAR GÜNEŞ.
BELKİ UMUT VARDIR DA BEN GÖRMÜYORUMDUR.
ÖPERİM AYDINLIK GÖZLERİNİZDEN
yumuşak bir şarkı var , bilir misin?
melodilerin ardında ağlamayı beceren bir kız çocuğu olmak isterken şen kahkahalı bir karı olmaların arasındaki teneffüs şarkısı.
aslında bugün bloguma yazacağım yazı bu değildi
ama bu oldu
ne derler zaten istemek, planlamak bazen gereksiz. bazen bir şeylerin karşılığını alamıyor insan. yaparım dediği olmuyor...
neyse şarkıya dönelim
ne tür seversek sevelim
gözümüzü yumup dinleyelim
ya da açalım bilmem ki
ben ağlıyorum sanki
ama ne var ki göz yaşlarının, gittikleri yerler aynı olduğu sürece
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)