14 Mayıs 2010 Cuma

pislik

ellerim pisti önce
sonra yüzüme değdi pisliğim,
bulaştı tüm bedenime.
bir pislik ki sarıp sarmalıyor,
bir pislik ki çoğalıyor,
her sarışta adı değişiyor pisliğin,
bazen aşk oluyor bazen acı
bazen nefret bazen ihanet.
ama pislik işte dört bir yanda
insanlığın olduğu her yerde çok moda.

12 Mayıs 2010 Çarşamba

senden sonra

senden sonra
59. perondaki yolcu,
otobüs camındaki buğu,
yolculuk sırasında dağıtılan çay oldum.
ama hiç yol olmadım...



senden sonra
kadeh oldum,
şişe oldum
bazen ise alkolün ta kendisi oldum
ama sarhoş olmadım....

senden sonra
yüzümü yıkadım gözyaşlarımla,
o yüzden biraz aşk biraz acı kokuyor,
ellerim, yüzüm, gözlerim...

sustu

sustu,
oysa ki sadece bir cümleye bakardı herşey.
ama o sustu.
lal olmak yeterliydi ona göre
bense çığlık çığlığa bir sevda peşinde...
sustu,
oysa ki sadece bir şey fısıldasa bize dair,
iki kişi değil bir olmayı sahiplenecekti yüreğim.
ama o sustu.
konuşacak gücü yoktu ona göre,
bense haykırıyordum bir sevdayı her bildiğim dilde...

bugün ayrılığın ilk günü

bugün ayrılığın ilk günü. ama ikinci günü olsaydı da aynı acı olucaktı içimde hatta 100. günü ağıtlar yakarak anacağımı biliyorum. her gün yeni bir umut değil sensizliğin yeni cezasını vuracak yüzüme onu da biliyorum. bilmek işe yaramıyor. ayrılık sevdaya dahil şiirleri okuyorum mesela. ya da gözlerimden öpme ayrılıktır derdin , öpmedim. ayrılmadık mı? diyen zeki müren' e eşlik ediyorum daha şimdi den. ve biliyorum 1 yıl geçtiğinde de aynı şarkı dilimde olucak ya da ne zaman karşıma çıksa şarkı "işte" diyeceğim "sevgilim bugün ayrılığın sanki ilk günü, o kadar can sıkıcı, kan akıtıcı..."

ayrılık zor bulunan bir yarını bedenden söküp atmak , eş ruhu bedene hapsolmuş ruhunuzdan sıyırmak gibi bilirsin. o yüzden ruhsuzum. yarısı kesilip atılmış bir elmayım. sensiz çürürüm.

bugün ayrılığın ilk günü. ama ikinci günü olsaydı da aynı acı olucaktı. bir yanım çürüyor bir yanım ayrılıklara dair şarkılar, şiirler okuyor, söylüyor, dinliyor. ama hiç biri ne hissettiğimi tam olarak ortaya koymuyor. bir ben biliyorum ne olduğunu bir de ayrılığın ilk günü olan bugün biliyor bir şeyleri, gerisi boş.

7 Mayıs 2010 Cuma

yokluğumun resmi

hey adam,
uyandığında elini attığın taraf boş bilesin.
sanma ki mutfakta bu kadın çay demliyor.
dert yüklü yüreğini alıp usulca gidiyor.

hey adam,
kalktığında arama odalarda beni.
şarkı söyleyen bir kadın yok duşta, bakma.
ıslak yüzüyle, gözyaşlarıyla akıyor sevdan içinden.

hey adam
baktığında dolabımıza, eşyalarına şaşırma.
yarısı gitmiş kadın elbiselerini arama.
gördüğün bu dağınık oda,
saçılmış askılar halıya,
yokluğumun resmidir,
tekedilmiş olduğunu anlaman izin benim çizdiğim.

asalak

hayatının hiç bir evresinde bu kadar mutsuz bu kadar yorgun ve bu kadar silik değildir. 26 yılık ömür için her geçen yıl her insan gibi mutluluk kavramları değişmiştir. bir avuç eriğe büyük anılar büyük mutluluklar sığdırıp güldüğü, güne merhaba demek bile güzel arkadaş gerisi boş dediği günler bile yıllar önce izlenmiş adı unutulmuş bir film gibi gelmekte ona şimdi.

asalak olduğu her daim haykırılıyor yüzüne, belki sesli belki sessiz. bazen paranoyakca gözlerden bunu okuyor belki de. hak edip etmediklerini düşünemiyor bile artık.

kuma dilekler yazıp çiziyor ama dileklerinin sığlığı bile onu üzüyor.

çok şeyde istemiyor hayattan. sadece kendi olmak istiyor ama kendi olmak bir yasak bir suç bir lanet gibi anlaşılıyor.
mengene de ruhu sanki.hatta testere filmindeki gibi. bir uyanmış kafası bir demir aletin içinde sanki. sıkıyor sıkıyor... ellerinde iki düğme. bassa ne olacak acaba demeye kalmıyor konuşuyor biri ileriden. "beceriksiz, evet evet sen. hadi kurtul buradan" ...

ama fena halde sıyırmak üzere. eğer mutsuzluk kaderinde bir duraksa ve tren o durağa geldiyse ya ruhu bedenden ayrılıp inecek bu trenden ya da hiç planlamadığı, düşünemedi, düşünmek istemedi yolculuklara çıkacak şu durakta vaktini geçirdikten sonra.

şimdi bir isyanın içinde. sesini biri duysun istediği için mi yoksa sadece ağlama duvarı isteğiyle mi yazıyor tüm bunları bilmiyor. ama bilmenin bile bir anlamı olmadığını biliyor artık.

o kadar yok o kadar silik o kadar mutsuz ki. nefes alamıyor.

4 Mayıs 2010 Salı

kaygı ya da adı her neyse

aynaya baktığımda kendimi gördüğüm an gözlerimdeki ışıltının eksikliğiyle dondum kaldım dün.
nerede dedim nerede umut denilen şeye yakın olan insan.

şimdi kaygıları, insani duyguları, sıkıntıları, amaçları, yorgunluğu hepsi karmakarışık bir arada ...

kendimi sevmediğim günlere geldik yine. bir kısır döngü sanki. önce nefret sonra yavaş yavaş saygı duyma sonra sevgiye dönüyor içimdeki duygular kendime doğru...

dur gitme demek istiyorum kendime. ama uzaklaşıyorum yine,ruhum başka bir yerde bedenim başka kafam beynim başka yerlerde.

ruhum sıkılıyor.
çok mutsuzum.
kaygılarım tembelliğim boşluğum aptallıklarım hepsi birarada beni kemiriyorlar
bense sadece bakıyorum

kendimden nefret ediyorum ya. bildiğin sevmiyorum yine...
aslında yazı başka türlü olucaktı ama olmadı. zaten hiç bir şey olması gerektiği gibi değil...

haketmediğimi düşündüğüm her şeye daha yakın olarak, ne kadar büyük bir hayal kırıklığı yaşayabileceğimi anlamaya çalışan gözlerimdeki yaşları silmek adına elimi bile uzatamayan bir güçsüz olma yolunda en önde yürümekteyim....