4 Ocak 2010 Pazartesi
Everybody Loves Me But You
ah beya ablam ne güzel söylemişsin, ah nasıl yapmışsın bunu.
blog blog dolaşıp ruhumu uçuştururken koymuş bir insan evladı al demiş dinle arkadaş, dinle de bul belanı : ) öyle dememiş canım ama ne güzel etmişte , koymuş bu şarkıyı oraya.
aylar oluyor cold case' de duymuştum bu şarkıyı. göbeğim çatlamıştı şarkının adını buluncaya kadar.
şarkının caldığı sahneden önce " kız beni özgür bırak" diyordu filmde. anam ne ağlamıştım. arada olur, korku filminde misal vampir ölünce ağlayan insanım ben. neyse işte.
güzel şarkı. kendime söylüyorum. sözde herkes seviyor seni bir tek sen sevmiyorsun beni diyorum. sevsen olmazdı sonumuz böyle.
saygılar.
karyatid' ten karya' sına
bir kaç hafta önce yazılmış olsa da paylaşmak istedim, niye bilemedim şimdi?
çok klasik belki.
ama anımsamak lazım bazen geçmişteki hayalleri.
bir sabah tv kanalında gördüm bu klibi.
yıllar öncesine gömdüğüm karya adlı kızım gözümün önünde canlandı ister istemez.
unutmadım seni karya, lakin özlemedim de ... özür dilerim kızım
...........................
kızım,
hayalini kurduğum hayatın yakınında değilken, baban olur diye düşündüğüm adamın anısıyla yaşamayıp bir başka tenlerde senli hayalleri ararken geçti bir çok yıl. sonra bir şey oldu ve ben hayal kurmayı unuttum. ya sevgiler gerçek gelmedi, ya kurulan hayallerin gereksiz olduğuna inandım . bilemiyorum.
ama seni o gün bıraktım. neredesin? hangi karanlık düşünce içindesin ? diye merak bile etmedim.
yolda gördüğüm kız çocukları da canımı acıtmadı. seni bıraktığım gün. yalnız bir kız oldum. ne sana baba olacak bir sevgilim oldu, ne adayım...
arada bir şarkı da andım seni o kadar. bir karya vardı dedim cümlemin devamı gelmedi.
sonra bir gece yarısı, ki o bu gece oluyor, başka birinin gerçekten sevilen, seven bir kadının seni ya da adaşını sahiplendiğini gördüm.
o an aklıma geldin kızım.
affet. melekler ve hayaller dünyasının içinden seni yıllar önce çıkarıp, bedenini şekillendirdiğim, hayaller içinde oynatıp, giyisiler giydirip gezdirdiğim ve sana insan sıfatları eklediğim ve ardından seni insanı hırslar, çelişkiler içinde yok ettiğim hayallerim gibi unutup, silip yaktığım, birden seni yok saydığım için beni affet.
biliyorum. okumayacaksın bunu.
okusan da kızıcaksın. başarısız birinin kızı olma hayali bile can sıkıcı gelicek.
kızım,
karyam. sanal bir dünyadaki ismim bile senle başlıyor. düşün artık ne kadar uzakmışım sana.
......
çok klasik belki.
ama anımsamak lazım bazen geçmişteki hayalleri.
bir sabah tv kanalında gördüm bu klibi.
yıllar öncesine gömdüğüm karya adlı kızım gözümün önünde canlandı ister istemez.
unutmadım seni karya, lakin özlemedim de ... özür dilerim kızım
...........................
kızım,
hayalini kurduğum hayatın yakınında değilken, baban olur diye düşündüğüm adamın anısıyla yaşamayıp bir başka tenlerde senli hayalleri ararken geçti bir çok yıl. sonra bir şey oldu ve ben hayal kurmayı unuttum. ya sevgiler gerçek gelmedi, ya kurulan hayallerin gereksiz olduğuna inandım . bilemiyorum.
ama seni o gün bıraktım. neredesin? hangi karanlık düşünce içindesin ? diye merak bile etmedim.
yolda gördüğüm kız çocukları da canımı acıtmadı. seni bıraktığım gün. yalnız bir kız oldum. ne sana baba olacak bir sevgilim oldu, ne adayım...
arada bir şarkı da andım seni o kadar. bir karya vardı dedim cümlemin devamı gelmedi.
sonra bir gece yarısı, ki o bu gece oluyor, başka birinin gerçekten sevilen, seven bir kadının seni ya da adaşını sahiplendiğini gördüm.
o an aklıma geldin kızım.
affet. melekler ve hayaller dünyasının içinden seni yıllar önce çıkarıp, bedenini şekillendirdiğim, hayaller içinde oynatıp, giyisiler giydirip gezdirdiğim ve sana insan sıfatları eklediğim ve ardından seni insanı hırslar, çelişkiler içinde yok ettiğim hayallerim gibi unutup, silip yaktığım, birden seni yok saydığım için beni affet.
biliyorum. okumayacaksın bunu.
okusan da kızıcaksın. başarısız birinin kızı olma hayali bile can sıkıcı gelicek.
kızım,
karyam. sanal bir dünyadaki ismim bile senle başlıyor. düşün artık ne kadar uzakmışım sana.
......
düşmanım
ahmet telli' yi anıyorum bu ara,
72 gün bir dolapta kilitli olmak ne olaki diye düşünüyorum çokca.
17 gündür uyku denen şeyin ne kadar gereksiz, saatlerin ne kadar aslında çabuk geçen bir sistem, günün 24 saatinin ise ne kadar dolu olduğunu öğretiyor hayat bana.
gerçi öğrendiklerimden ders almayı sevmiyorum, tecrübe denen şey sadece kek yaparken işime yarıyor. baktım bir şeyi fazla ya da az ekliyorum bu kadar...
ama lanet dünya öyle mi? eksiğim , fazlam, isteğim, nefretim bu kadar mı birbiri içine girer?
bilgisayarın yanındaki dolapta duran aynaya bakıyorum, yansıyan insanın içindeki o karışık, o fazla dağınık ve içsel kirliliği istemeye istemeye yaşayan bana bakıyorum. görmek istediğimden uzak bir beynimle bir düşmanı izler gibi süzüyorum.
hep derim insanlar iplemez bu sözümü ben kimseden korkmam allah' tan ve kendimden korktuğum kadar. O çizer bense tüm renklerin üzerini siyaha boyar yaşarım. en büyük zararı kendime ben veririm.kendimden korkuyorum. kendi kendimi kuyulara, şarkılara, yalanlara, sanal varlıklara bırakıyorum.
bak yine düşmanca davranıyorum kendime.
yaptıklarım ne kadar yakışır bu yaştaki, bu durumdaki, bu hayattaki insana?
boş işler, evet böyle bir kurum olsa müdürü olurum.
çok karışık yazdım gene.
o kadar dolu ki içim ve bir o kadar boş
ne işe yaramadığım uzuvlarım var.
kesip atsam kanar mı?
kan kırmızı siyah ruhumu boyar mı?
düşmanım,
kendi kanımla kendimi boğanım.
ruhumun katili olmamak adına,
tüm bu kirliliğe ayak uydurmamak adına,
ve bedenimin hakim olduğu dünyaya
bir veda etme vakti geldiği hissinde,
ama bir o kadar da hala bu memlekete kazık çakma sevdasında,
olabilecek kadar kendime düşmanım.
72 gün bir dolapta kilitli olmak ne olaki diye düşünüyorum çokca.
17 gündür uyku denen şeyin ne kadar gereksiz, saatlerin ne kadar aslında çabuk geçen bir sistem, günün 24 saatinin ise ne kadar dolu olduğunu öğretiyor hayat bana.
gerçi öğrendiklerimden ders almayı sevmiyorum, tecrübe denen şey sadece kek yaparken işime yarıyor. baktım bir şeyi fazla ya da az ekliyorum bu kadar...
ama lanet dünya öyle mi? eksiğim , fazlam, isteğim, nefretim bu kadar mı birbiri içine girer?
bilgisayarın yanındaki dolapta duran aynaya bakıyorum, yansıyan insanın içindeki o karışık, o fazla dağınık ve içsel kirliliği istemeye istemeye yaşayan bana bakıyorum. görmek istediğimden uzak bir beynimle bir düşmanı izler gibi süzüyorum.
hep derim insanlar iplemez bu sözümü ben kimseden korkmam allah' tan ve kendimden korktuğum kadar. O çizer bense tüm renklerin üzerini siyaha boyar yaşarım. en büyük zararı kendime ben veririm.kendimden korkuyorum. kendi kendimi kuyulara, şarkılara, yalanlara, sanal varlıklara bırakıyorum.
bak yine düşmanca davranıyorum kendime.
yaptıklarım ne kadar yakışır bu yaştaki, bu durumdaki, bu hayattaki insana?
boş işler, evet böyle bir kurum olsa müdürü olurum.
çok karışık yazdım gene.
o kadar dolu ki içim ve bir o kadar boş
ne işe yaramadığım uzuvlarım var.
kesip atsam kanar mı?
kan kırmızı siyah ruhumu boyar mı?
düşmanım,
kendi kanımla kendimi boğanım.
ruhumun katili olmamak adına,
tüm bu kirliliğe ayak uydurmamak adına,
ve bedenimin hakim olduğu dünyaya
bir veda etme vakti geldiği hissinde,
ama bir o kadar da hala bu memlekete kazık çakma sevdasında,
olabilecek kadar kendime düşmanım.
3 Ocak 2010 Pazar
merak ediyorum.
güneş uzak bir şehrin üzerinde doğmak üzereyken,
sen, ben, biz, onlar,
gece siyahına gömülmüş cümlelerimizle hikayeler yazarken,
bir yandan melodiler arası bir hayali seçerken,
bizim dışımızdakiler aydınlığı,
bizse yine kendi siyahlığımızın gecesini yaşarken,
birileri gözümüze ışık tutsa korkar mıyız?
işte en çok bunu merak ediyorum.
sen, ben, biz, onlar,
gece siyahına gömülmüş cümlelerimizle hikayeler yazarken,
bir yandan melodiler arası bir hayali seçerken,
bizim dışımızdakiler aydınlığı,
bizse yine kendi siyahlığımızın gecesini yaşarken,
birileri gözümüze ışık tutsa korkar mıyız?
işte en çok bunu merak ediyorum.
2 Ocak 2010 Cumartesi
şiirlerin
yorgunsun ,
bir ırmağın taşkın suyuna takılmış bir dal gibi,
ve ürkek,
orman da yitirmiş benliğini sanki .
kaygıların diz boyu balçık,
kederin duman duman tüten bir baca misali.
gidiş gelişler kısır döngü gözünde,
umut çoktan yerlebir olmuş bir antik kent gibi bir de.
bırakmışsın tüm bunları gördüğün hayatını,
olan biten ne kadar anlamlı olsa da kabullenememişsin,
durmuşsun, kalmış, bakmışsın.
batan güneş gibi yiten zamanını
sadece şiirlerinde anmışsın.
bir ırmağın taşkın suyuna takılmış bir dal gibi,
ve ürkek,
orman da yitirmiş benliğini sanki .
kaygıların diz boyu balçık,
kederin duman duman tüten bir baca misali.
gidiş gelişler kısır döngü gözünde,
umut çoktan yerlebir olmuş bir antik kent gibi bir de.
bırakmışsın tüm bunları gördüğün hayatını,
olan biten ne kadar anlamlı olsa da kabullenememişsin,
durmuşsun, kalmış, bakmışsın.
batan güneş gibi yiten zamanını
sadece şiirlerinde anmışsın.
sevişmek
arzu ve heyecanla başladı herşey
sonrasında hayvanlaşan iki beden
yılan gibi kıvrılmalar, kıvranmalar
kırılmadan sokulmalar,bir olmalar
hepsi sevişmek adınaydı
günah yoktu, sevapsa inlemelerle dirilen bir olguydu
durmalar yoktu, zaman boldu
yer ipekten
bedenler süttendi.
akışkanlık vardı her yerde
en derine varma çabası işin cabasıydı
sevişmekti bu işte
kadını kadın adamı adam yapan
tüm uğraş var olmak adınaydı...
sonrasında hayvanlaşan iki beden
yılan gibi kıvrılmalar, kıvranmalar
kırılmadan sokulmalar,bir olmalar
hepsi sevişmek adınaydı
günah yoktu, sevapsa inlemelerle dirilen bir olguydu
durmalar yoktu, zaman boldu
yer ipekten
bedenler süttendi.
akışkanlık vardı her yerde
en derine varma çabası işin cabasıydı
sevişmekti bu işte
kadını kadın adamı adam yapan
tüm uğraş var olmak adınaydı...
biliyorsun
biliyorsun, eskitiyor zaman insanı,
en olmadık zamanda geliveriyor acılar,
yüzüne gerçekler vuruveriyor.
ve biliyorsun işte tüm bunlar insanlığını sorguluyor.
gece gündüz kısır döngü hep birarada,
sense bir küçük canlı hangi arada olduğun kayıp?
ama yine de biliyorsun işte,
varsın, canlısın, ayakta...
en olmadık zamanda geliveriyor acılar,
yüzüne gerçekler vuruveriyor.
ve biliyorsun işte tüm bunlar insanlığını sorguluyor.
gece gündüz kısır döngü hep birarada,
sense bir küçük canlı hangi arada olduğun kayıp?
ama yine de biliyorsun işte,
varsın, canlısın, ayakta...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)