31 Ocak 2010 Pazar

öpücük



küçük bir kız çocuğu gibiydi nefesi
tazeliğini dudağından içeri üfledi
sonra ıslak dil kıvrımında dans etti
böylelikle ilk öpüşmeyi sevdi....

kalk

kalk dedi birileri bana
git
kendinden uzağa düşmeden git
ardında bıraktığın adamı görme
kendini bil
yüreğini dinle ve git
lakin içimdeki küçük kız hala durmanın peşinde
başkası üzülmesin diye tüm çabam
ama artık bencil olma vaktidir dedi
birileri bana
kendini düşün ve bırak onu
bataklığında yüzsün tek
sen nymphler gibi temiz sularda coş
sevgi duvarını aş dedi birileri bana
atla ve git
parmaklıklara sarılıp dar alanda nefes almak
değil sana göre olan
gökyüzü kokan bir melek yanında ol
kendin ol
insan ol
insanlıkla ol

yalan

yalanlara inanmak ne güzeldi sevince
ve gülümsene bakmak ne güzel bir rüyaydı
yalandan da olsa
ne güzel güldün o akşam bana
biraraya gelmelerimiz azdı
sevmelerimiz ise çok
anı yaşamaktı hayat
ve seni sevmekti işte dünyanın bana verdiği en güzel şey
yalandan da olsa
ne güzel güldün bana her akşam
şimdiyse elimde acı
ve birçok anı
gülümsemelerin, cümlelerin
yalanda olsa
ne güzel gülmüşün bana o akşam
ayrılınca anlıyor insan.

yalnızlık nedir ? denildiğin de;

damarımda kanı hissetmez iken varlığını hissedip nefes alış verişlerimde bile yanık tadını aldığım adımın tenimin sıfatımın varlığımın içine girip yerleşmiş ve artık çıkması zor, ve artık daha bir ben ve benen bile bana yakın olan , tüm olan bitenleri yakıp ,atıp, uzaklaştırıp sözde yakınımda olanları sözdelikten çıkarıp tek ben , benlik,- teklik kelimeleriyle anlamlandırıp bir ben olabilme durumunu insanlığıma yaşatan, yalan dünyada doğarken de ölürken de tekiz durumunu tüm yaşamsal eylemlere geçirme.

eş ruhu bulmama, bulamama , bulsa da istememe. cinselliği yok sayma asekssüelliği kendine sıfat edinme. aşkı yalansı masallar da , izlenilen gereksiz diziler de, behlül ile bihterin daha çok seks kokan sevgi sözlerinin içinde görme, öyle kabul etme ve aşk denilen şeyi yok sayma.
sevginin ana baba kardeşle bir bakıma şekillendiğini diğerlerinin geçiçi, anlık, ya da çok ama belirsiz olması gerekliliğini ve şuan buraya yazılmayan bir çok farklı şeyi bir arada insana veren olgudur yalnızlık.

getirisi yukarı da saydığım ya da sayamadığım şeylerdir.

yalnızlık , lal olmanın dile, kör olmanın göze, hissizliğin bedene işleyişidir.
acımasız olmak, gerçekçi olmak, çekinmeden utanmadan bir siktir git diyebilmektir sözde insanı sevene.
yalnızlık aşk nedir sorusuna cevap verilmek istenilmezken aşktan öte insanın ister istemez sahiplendiği ve artık ben merkezli yaşamda yoldaş olan insanı teklikle sınayan kavramdır.

yalnızlık sadece tanımadığı insanların içinde var olmak ama gerçek hayatta bir dört duvar arasında yok olmaktır.

28 Ocak 2010 Perşembe

istiyorum

bir bataklık gibi belirsizlik.
aklıma gelmeyecek şeyleri başıma getiriyorum . hayatta istemem , yapmam dediğim şeyleri yapıyor. yaşıyorum.
ama belirsizlik bir bataklık gibi pis kokulu ve beni içine çekiyor. oysaki her insan gibi klasik istekler peşindeyim. kendime inanamıyorum. sevginin dalgalı, karışık tuzlu, bazen karanlık bazense mavimsi suyunun içinde yüzüyorum.
kulaçlarım ona doğru. ama sanki o bir adada düşünceleri, geçmişi, sevgisi oturuyor benim yüzmemi izliyor gibi.
ona doğru benim hayat çizgim ama sanki bu onu görmüyor gibi o adadan.
biliyorum zor değil hayat. hele ki atlatmamız gereken çok fırtına var onuda biliyorum ama ben her dalgaya güçlü bakıyorum
keşke oda görse bu isteğimi
bir yandan zaten herşey çok belirsiz, istekler umutlar hayaller....
belirsizliğin içinde tükenmesin istiyorum.
tükenen biz olmayalım istiyorum
sorarım sana çok şey mi istiyorum

kan kokusu

kan kokusu var burnumda
acı acı
bir o kadar da tuzlu

kan kokuyor
geliyor taa içimden
taa kadınlığımdan insanlığımdan
taa en derin içsel yerlerimden

kan kokuyor
sanki ruhum
derisini yüzmek üzere olduğum bedenimde
kan kaybediyor

kan kokuyor
en kadınsı ve insansı yerlerimden parçalar kopuyor

kan kokuyor
galiba bu günde bitiyor...

26 Ocak 2010 Salı

hayal bu yaaaaaaaa

iş çıkışı binilen otobüste oturduğuna şükreten bir insan iken yanda çok tanıdık bir koku belirir birden, adam yana bakar, tanıdık bir surat sırıtmakta ona. öpmeyi özlediğini bile unuttuğu dudaklarıyla kocaman gülüyor adama.
"sen nerden çıktın be"
"hahaha, insan bir merhaba hayatım filan der ne uyuzsun hıh"
"yok canım özledim özlemedim geç onu sen nereden .çıktın?"
"özledim , bu saatte burada olacağını düşündüm atladım aaaaaaaa"
adam şaşkın," ne deli kadın bu ya" diyor belki de içinden, kadınsa sanki dün görülüşmüş kadar sıcak, ilgili ve sırıtan bir suratla.

"ay hemen eve gitmeyelim, yemek ısmarlıcam sana" demiş kadın. "inelim hadi bu durakta " derken çekiyor adamın ellerinden. şaşkın, yorgun adam ayak uydurmayı seciyor, evde sıkılmaktansa bu deliyi izlemek güzel sanki...

güzel, daha önce gitmedikleri bir mekana gidiyorlar, yolda sürekli oradan buradan bahsediyor kadın. arada susuyor çok mu konuştum? yorgunsun değil mi ? diyor ama sonra yeniden başlıyor konuşmasına. kadın bir sus demek ister gibi açıyor adam ağzını sonra devam ediyor onu dinlemeye. etli dudaklarını izliyor, yanağında oluşan gamzeye takılıyor, orada eriyip yok oluyor.
gidilen mekanda hafif müzik, güzel hep adamım sevebileceği yemekler. oturuluyor bir cam kenarı masaya. saçları dalga dalga kadının, gözleri parlak anlamlı.

"nasıl bu kadar enerjik oluyorsun?" diyor adam.
"seni görebilmek için" diyor kadın gülerek ellerini iki yana kaldırıp kurt kadınım ben diyor kükrer gibi yapıyor.
uyuzluk değil mi adam ekliyor "kurtlar kükremez"

kadın adamın elini tutıuyor dudaklarının arasına götürüp o kadar insanın içinde ısırıyor.
nasıl? diyor sonra. gülümsüyor adam. "delisin sen"

yemeği yiyorlar 90lardan tanıdık melodiler çalıyor bazısı yabancı ama ne dese önemli değil, etkiliyor her melodi insanı...

upuzun sohbetler ediliyor oradan buradan. vakit başka zaman geçmezken saat oluyor 9 buçuk.
kadın "bu yemek kahvesiz olmaz ki "diyor" hadi kalk başka yere gidelim "

türkü bar gibi bir yer ama sakin, kalabalık değil. yanyana minderlerin üzerine oturuyorlar. yayılan bedeni komiğine gidiyor adamın. "çok rahat tavırlı bu ya" diyor içinden belki de ama ona daha güzel şeyler söyleme telaşında. çaylar söyleniyor. kahve içmekten vazgeçiliyor. aslında kadın adama fal bakma derdinde ama sonra çayın ısıtıcı yanı daha iyi geliyor kulağa.

çaylar geliyor, yanık bir ezgi kulaklar da.
adamın eli kadının elleri arasında , türkü mırıldanıyorlar beraber.
sesleri birbirine karışıyor.
her ezgide bir oluyorlar, her acıya birlikte efkarlanıyorlar her halayda birlikte el ele ruhlarıyla eşlik ediyorlar.

zaman ilerliyor gece bitmek üzere olduğunu kadın duvardaki saatten farkediyor.
elele, yanyana kucakkucağa geçen gece bitiyor. yürüyorlar yanyana elleri arada birbirine değiyor bazen ise hiç ayrılmak istemiyor gibi parmakları birbirine dolanıyor. adamın ağzından yanık bir türkü, soğuğa aldırmadan yürüyorlar.

kadın"bu durakta otobüse binmeliyim" diyor. "ama niye?" diyor adam. "gelmeyecek misin bana?"
"yok, güzel bir geceydi, yeterli bizim için başka bir gece artık evine gelirim içkimi alıp, izin verir misin sarhoş olmama? korkma , sarhoş olunca bu kadar konuşmam : ))"

adam kabullenir gibi yüzünü öne eğiyor, kadın yaklaşıyor daha bir ona dudağına değdiriyor dudağını. uzun öpüşmeleri yaklaşan otobusle bitiyor.

"iyi geceler, çok güzel bir geceydi. özlemiştim seni" diyor adam. kadın ise kikirdiyor," özleyeceksin tabi "diyor zorraki bir gülümsemeyle ama gözlerinden yaşlar akar gibi...

otobüse binerken elini sallıyor adama, adam da ona.
giden otobuse bakıp kalmak adamım canını sıkıyor, bir iki küfür savuruyor ardından bir iki kendine söyleniyor , elleri cebinde yürüyerek eve ilerliyor.
telefonuna bir mesaj geliyor bir iki dakika sonra " keşke gelseydim sana, çok özledim sarılmanı, sigara dumanını, küçük odanı"

adam daha sesli bir küfürü çıkarıyor ağzından, sonra sigarasını yakıyor ve cebine atıyor telefonu, yola devam ediyor.