9 Kasım 2009 Pazartesi


AYNI YALINLIKLA ÖLMEK İSTERİM

Aynı yalınlıkla ölmek isterim
Kırda bir çiçek gibi, sakin, gösterişsiz.
Mum yerine yıldızlar parlasın üstümde
Yeryüzü uzansın altımda sessiz.

Ben aydınlık ve özgürlük delisiyim
Varsın hainleri gizlesinler soğuk bir taş altında
Dürüstçe yaşadım ben, karşılığında
Yüzüm doğan güneşe dönük öleceğim.

Jose Marti
Çev. Ataol Behramoğlu

yeniden doğuş

Tüm varlığım benim, karanlık bir ayettir
seni, kendinde tekrarlayarak
çiçeklenmenin ve yeşermenin sonsuz seherine götürecek.

Ben bu ayette seni ah çektim, ah
ben bu ayette seni
ağaca ve suya ve ateşe aşıladım!
Yaşam belki
uzun bir caddedir, her gün filesiyle bir kadının geçtiği,
yaşam belki
bir urgandır, bir adamın daldan kendini astığı,
yaşam belki okuldan dönen bir çocuktur,
yaşam belki, iki sevişme arası rehavetinde yakılan bir sigaradır,
ya da birinin şaşkınca yoldan geçişi,
şapkasını kaldırarak,
başka bir yoldan geçene anlamsız gülümsemeyle “günaydın” diyen.

Yaşam belki de o tıkalı andır,
benim bakışımın senin buğulu gözlerinde kendini paramparça yıktığı
ve bir duyumsama var bunda
benim ay ve karanlığın algısıyla birleştireceğim.

Yalnızlık boyutlarındaki bir odada,
aşk boyutlarındaki yüreğim,
kendi mutluluğunun sade bahanelerini seyreder,
saksıda çiçeklerin güzelim yok oluşunu
ve senin bahçemize diktiğin fidanı
ve bir pencere boyutlarında öten
kanarya ötüşlerini.

Ah..
Budur benim payıma düşen,
budur benim payıma düşen,
benim payıma düşen,
bir perde asılmasının benden aldığı gökyüzüdür,
benim payıma düşen, terk edilmiş merdivenlerden inmektir
ve ulaşmaktır bir şeylere çürüyüşte ve gurbette,
benim payıma düşen anılar bahçesinde hüzünlü bir gezintidir.

Ve “ellerini
seviyorum” diyen
sesin hüznünde ölmektir.

Ellerimi bahçeye dikiyorum,
yeşereceğim, biliyorum, biliyorum, biliyorum
ve kırlangıçlar mürekkepli parmaklarımın çukurunda
yumurtlayacaklar.

Küpeler takacağım kulaklarıma
ikiz iki kirazdan
ve tırnaklarımı papatya çiçeği yapraklarıyla süsleyeceğim.
Bir sokak var orada,
aynı karışık saçları, ince boyunları ve sıska bacaklarıyla
küçük bir kızın masum gülüşlerini düşünüyorlar
bir gece rüzgarın bizi alıp götürdüğü.

Bir sokak var benim yüreğimin
çocukluk mahallesinden çaldığı,
zaman çizgisinde bir oylumun yolculuğu
ve bir oylumla gebe bırakmak bir zamanın kuru çizgisini
bilinçli bir simgenin oylumu
aynanın konukluğundan dönen.

Ve böylecedir,
birisi ölür
ve birisi yaşar.
Hiçbir avcı,
çukura dökülen hor bir arkta inci avlamayacaktır.

Ben hüzünlü küçük bir periyi biliyorum
okyanusta yaşayan
ve yüreğini tahta bir kavalda
usul usul çalan
küçük hüzünlü bir peri
geceleri bir öpücükle ölen
ve sabahları bir öpücükle yeniden doğacak olan…

Furuğ Ferruhzad

her acıdan sonra yeniden kendine gelmek, yeniden bir çaba içine girmek...
her yere düştükten sonra biraz acıyla gülüp yeniden ayağa kalkmak...
her gidenin ardından kalan olmanın verdiği şaşkınlıkla duruduğumuz yerden yaşamaya devam etmek...
her biten aşktan sonra yenisi için dört gözle kapıya bakmak...
ya da hiç biri...
hiç biri değil yeniden doğuş
belki ölümdür bazılarının yeniden doğuş için uygun bulduğu
ben gibi...

8 Kasım 2009 Pazar

tüm hataları senin için yaptım

about as subtle as an earthquake, i know
my mistakes were made for you

and in the back room of a bad dream, she came
and whisked me away, enthused

and it's solid as a rock rolling down a hill
the fact is that it probably will hit something
on the hazardous terrain

and were just following the flock, round
and the inbetween, before we smash to smithereens
like they were, and we scrambled from the grain
and its the fame that put words in her mouth
she couldnt help, but spit em out
innocence and arrogance intwined
in the filthiest of minds

she's was bitten on her birthday, and now
a face in the crowd, shes not
and i suspect that now, forever the shape
she came to escape, its forgot
and it's alot to ask and not to sting
give her less than everything
around your crooked conscious she will wind

cos were just following the flock round
and the in-between
before we smash to smithereens
like they were, and we scramble from the grain
and it's the fame that put words in her mouth
she couldnt help, but spit em out
around your crooked conscious she will wind
and it's alot to ask and not to sting
giver her less than everything
ınnocence and arrogance intwined



dinledikçe kendimi bir başka yede buluyorum.
hiç tanımadığım bir erkeğin yanında. yüzüne bakıyorum sonra.
bak diyorum
gene şarkımız çalıyor.
şarkımız mı diyor?
evet diyorum. şarkımız olduğunu bilmemen benim ne kadar hatalı biri olduğumu anımsatıyor işte bana diyorum. ve dans ediyoruz...

Une belle historie - Michel Fugain 1972

beni duyuyor musun?

işte böyle başlıyor şarkı. beni duyuyor musun?
"duyduğun sesim mi yoksa kalbimin sana yolladığı sevginin bir melodisi mi? " diye ekleyesi geliyor sanki şarkıyı söyleyen kişinin karşıdakine.
aşkı yaşamanın şanslıların işi olduğunu söylüyor sonra sanki şarkı da.
duyuyor musun beni? ikimizde şanslı kişileriz ki seviyoruz birbirimizi diyor.

birini sevmek gerçekten bir şans mı diye düşünüyorum sonra.
aşk bir şans mı?
birine diğer insanlardan farklı bir gözde bakmak, onu özlemek , düşünmek, belki de arzulamak bunlar şanslı kılar mı insanı? bir başka insanın görmediği şeyi o kişide görmek şans mı?

eğer şanssa aşık olmak o şansa sahip olmadan gitmek daha da mı büyük bir şanssızlık?

beni duyuyor musun diyor gene adam. şanslıyız. kalbim senin evin, sevgimizin sıcak yuvası...
şanslı olmayı kaçırmış kalbim hızla atıyor şarkıyı dinlerken. gereksiz bir heyecanın içine giriyor. onu söküp atsam işe yarar mı acaba? gerçi kalbim bile duymasa şu şarkıyı kulağım beynim duyuyor anlıyor. ve aşkın şanslıların işi olduğunu haykırıyor...

1 Kasım 2009 Pazar

sil baştan,

o kadar saf ve güçlü bir sevgi bulabilir miyim diye düşünmeden edemedim. geçen gün bir çifti görünce. yanyana , utangaç, sevgi dolu.... hayat onlara oyun oynamamış, hep gülmüş gibi...
sonra kendime baktım. kaçıncı sil baştanım hayatı, kaçıncı sıfırlanış, kaçıncı acı ve kaçıncı yarım kalmış, hep tam olmayı arzularken hiç olmalarım?

şimdi sadece önümde yollar var. uzun, sessiz ve sanki son günmüş gibi o kadar umutsuz, tükenmiş. yine bir sil baştanın içinde beden, ruh...
ama bir yandan da hala acaba tam olabilir miydik sorusu o işe yaramaz beynimde.

dudağım hareketleniyor, sanki az sonra ağlayacakmış gibi gözlerim, kelimeleri görmüyor.sanırım onu da silmek lazım en baştan.

hep sil tekrar başla modundayken ruhum , birden kendini sorguluyor bugün olduğu gibi. hep sorgulama odasında korkulu, ürkek ruhum. şimdi önümde yollar. yeşillik veya mavilik yok sadece sonbahar sarılığı, kuraklığı, sadeliği gözüken...
şimdi sil bantan yeni bir yola giriyorum. yine nereye bilmeden adım atıyorum. ürkek, acılı ve daha acıya doyacağını bile bile...
sil baştan yürüyorum, unutuyorum...

yaş

annemin kardeşimi kucağına aldığı yaşta
ben kocaman yalnız bir kadın
kucağımda sadece umutlarım
hayallerim ise biraz geride sanki
annem mi hızlıydı ben mi yavaşım bilemedim şimdi
ama hayat akan bir ırmak
bense başarısız bir balıkçı gibiyim
nasipler mi kaçtı ben mi yemi doğru atmadım
düşünmedim
şimdi annemin başarılı benimse şaşkın yaşındayım
otuzuma kaç yıl kaldı saymadan
yirmili yaşlarımın anılarında boğulmayı hedeflediğim günlerdeyim