9 Eylül 2009 Çarşamba

sana dokunmak gelmiyor içimden

teninde başka bir koku
ve geçmişin en ağır kiri
o yüzdendir bu soğukluğum
kalbim sevgininle yanarken
sana dokunmak gelmiyor içimden
bir kısır döngü içindeyim
düşüncelerim ve isteklerim
elim uzanır başkasının binlerce kez öptüğü
seninse sadece senin dediğin yerlere
ve o an tüm sevgim silinir
sadece sana dokunmak gelmez içimden..

sevişirdik bazen

bir araya geldiğimiz vakitler olurdu bizim
iki insanı bir etme çabasına girerdik
nefes alışlarımız bir olurdu
dokunuşlarımız bir
iki dudağı bir tane kılar
iki bedeni bir yumak ederdik
dedimya sevgili biz
bir araya geldik mi
sevişirdik bazen
ve bu sevişmelere ilahi bir hava katardık
o yüzdendir ssevişmelerin adı bizde farklı
dili bizde farklı
bir birbirimizi sevdiğimiz an lisanı değişti aşkın
ama bil sevgili
sevişirdik bazen biz

sunak

bedenim bir sunak şimdi.
aşk şarabını dökmene izin verdiğim bir kadeh.
sense içki içmeyi seven,
kadehi şişesi önemli değil diyen bir alkolik...
ruhum bir sunak şimdi
sözlerin, cümlelerin, iltifatların birer dua .
sense ataistliğiyle övünen bir cahil.
arada kitaplara söven sayan...

7 Eylül 2009 Pazartesi

kan kokuyor

kan kokusu var burnumda
acı acı
bir o kadar da tuzlu

kan kokuyor
geliyor taa içimden
taa kadınlığımdan insanlığımdan
taa en derin içsel yerlerimden

kan kokuyor
sanki ruhum
derisini yüzmek üzere olduğum bedenimde
kan kaybediyor

kan kokuyor
en kadınsı ve insansı yerlerimden parçalar kopuyor

kan kokuyor
galiba bu günde bitiyor...

5 Eylül 2009 Cumartesi

baba

ağzından çıkan her kelime anlamlı olan insan.
niye korkulur ondan bilemiyorum? niye hiç sarılamaz insan doya doya? ya da neden babadan gizli yapılır herşey? niyedir bu yalanlar gizlenmeler?
bir üstad demiş ya babamı sevmediğim halde yokluğuna dayanamıyorum sevenler nasıl dayanıyor bilmiyorum diye
düşününce durumlar ciddende öyle. bunca yıl korktuğumuz inatlaştığımız hatta aylarca konuşmadığımız o baba' nın ölüm gerçeğiyle tanıştığını düşünmek niye canımızı acıtır? nedir onu bize özünde sevme durumuna götüren.
ben asi kızıyımdır babamın. sevmez sanırdım yıllarca. 6 ay konuşmadığımız oldu. 6 ay sonunda ise bir sorusuna evet bile diyemedim ağzımdan o kelime bile çıkamamıştı. suskun olmayı ona karşı nasıl da kendimi alıştırmıştım. hala asi kızıyıp sorun çıkaran, maddi olarak hala onu tüketen kızıyım. ama kep törenimi anımsıyorum bitti baba demiştim. lakin hala okuyorum sanırım bitmemiş baba hala benim için çalışıyorsun. sevmediğini düşündüğüm kişi hala benim için çabalıyor. ne garip bir kaosun içine girip sarılamamışım ona. şimdi vaktim var ama 24' ten sonrada kucağına oturulmuyor, sarılınmıyor.
keşkelerim olmasaydı keşke.
keşke baba denilen sıfatlı isim korkutmasaydı bizleri, sarılmak olsaydı hep, güzel sohbetler olsaydı . ve bir baba kız yaşayabilseydi hikayelerde anlatıldığı gibi.

her sabaha kocaman bir yalnızlıkla günaydın demek

yıllar geçtikce her gün aynı gibi sanki
her gün, her ay, her mevsim.
birileri var orda burada şurada
bense hiçbirşeyin merkezi olmayan kendi içimdeki benden bile uzak bir ben olarak bakıyorum
her gece yastığa başımı koyduğumda ne pişmanlık ne bir kaygı ne bir sıkılmak
çünkü yaşanılan hergün birbirine benziyor. o yüzden hiç rahatsız olmuyorum yatarken. sabah olmasın diye de bir düşüncem yok aslında.

ama bakıyorum sabahları, camdan bir şekilde yüzüme ta gözümün içine güneş ışığı yansıdığında tek hissettiğim kocaman bir yalnızlığa merhaba günaydın deme zorunluluğum

boşa geçmiş gibi duran bir 24 yıl, edinilen arkadaşlar, yitirilen ya da terk edilen sevgiler ve dahası hiç birşey yokmuş gibi her sabah. sadece kocaman bir yalnızlık varmış gibi tek benle. ki ben dediğim asıl benden uzak yine. yıllar geçtikçe yitirdiğim beni aramaya bile üşenen bedenim her sabah kocaman yalnızlığa bir günaydın diyebilecek güçte niyeyse.

keder denilen şeyi beynimin en merkezine sokmuşum, acıyı damağımın tadı kılmışım ve her sabah kocaman bir yalnızlıkla uyanan ben kendimi yiyerek kahvaltımı ediyorum.

çürümeyen bir kalbim, bedenim ve artık ne işe yaradığını bilmediğim muhtaç bir kalple
kendime ait olduğunu düşündüğüm bir yataktan uyanıyorum güne. her gün aynı, her kalkma şeklin aynı. bir sabahta soldan dönüp kalkmıyorum mesela.

o yüzden ki alışkın bu insan sanırım artık
her sabaha kocaman bir yalnızlıkla günaydın demeye

ama sanki başlığı koyarken o kadar açılı bir durummuş gibi geldi ki. yazarken ağlarım sanıyordum
ağlamak
hiç yalnızlığa uyanılan sabahta yaptığım bir eylem değil niyeyse

galiba ben kendime ait olduğum yatağa değil , her sabah günaydın dediğim kocaman yalnızlığın koynunda uyuyorum. o yüzden bı karmaşık tavrım

günaydın yalnızlığım gece yine senleyim. biraz alkollü bir beden, isteksiz bir ruhla kucağındayım. gecem sen, gündüzüm sen . mevsimler saçımın teline dokunsada ruhuma bakmadan geçer.

birbirine benzeyen sabahlarda günaydın demeyi bir gün kesmek dileğiyle
şimdilik
günaydın sana

3 Eylül 2009 Perşembe

kan ağlamak

kansızlığımın sebebi sordu birileri
ben de gözyaşım dedim, şaşırdı...
bilmiyordu ki yorgun gözlerimdeki pınarın kuruduğunu
ve artık gözümden akanın yaş değil kan olduğunu..