başlığa bakmayın, belki de hayırsız olan benim. geçen hafta her akşam iş çıkışı eve dönmedim onun yerine o bar senin bu restaurant benim gezeyim dedim. bir gece gene eve baya alkollü geldim, elimde bir dilim peynir bahcede bakınıyorum karya karya diye, ki kedinin adı karya oldu bu arada, kedi yok. 2 gün ağladım bir kediye sahip çıkamadım diye. baya üzüldüm, bir daha bir şeye daha bağlanmayacağım isyanı yaptım.lakin acıkıp susayınca dönen kediye gene aynı bağlılıkla bakmaya devam ettim.
ben hep böyleydim, hep bir han.
dönebilirsiniz, o yüzdendir ki eski sevgililerimle onlar bir sevgili buluncaya kadar , onlar istediği sürece görüşürüm. kendime kıza kıza ama onlara bir ses çıkarmadan.
bu huyumdan vazgecebılmek ıcın nelerımı vermezdım.
gecen gün birine "seni özledim" dedim, bana ""saol" diye cevap verdi.
ne kadar itici , ne kadar değersiz bir tavır.
bense buna hiç bir tepki de bulunmadım.
kendimi bu kadar çöpleştirmemin sorumlusunu arıyorum, bulamıyorum.
canım çok sıkkın.
bir kedim var, hayırsız diyorum ya aslında hayırsız olan benim.
hayır kelimesi bile hazinemde yok.
4 Eylül 2013 Çarşamba
23 Ağustos 2013 Cuma
şeker portakalı'ndan geliyor biz canı acıyanlara
daha ortaokulda okuduğumuzda bilmemiz gerekiyordu hayat cinsti ve garip dişlileri vardı
sevmek, yeni insanlarla tanışmak, iş bulmak, iş ortamında garip garip eziyetlere maruz kalmak, toplum içinde ötekileşmek, yalnızlaşmak
hep bir can acısı
ve kitapta demiş işte;
daha da bir şey diyesim yok.
bu ara aslında hiç bir şey yokken, yokluktan belki de canım acıyor.
sevmek, yeni insanlarla tanışmak, iş bulmak, iş ortamında garip garip eziyetlere maruz kalmak, toplum içinde ötekileşmek, yalnızlaşmak
hep bir can acısı
ve kitapta demiş işte;
daha da bir şey diyesim yok.
bu ara aslında hiç bir şey yokken, yokluktan belki de canım acıyor.
14 Ağustos 2013 Çarşamba
görüldüğü gibi değil
sadece bir foto değil bu, aslında ne kadar çok anlatıyor.
ardından adım adım ilerlerken ailemizin genlerinden hiç kopamayışımızın pozu bu.
hep onlardanız aslında,
ne kadar kabul etmeseyde o eller hep onların ellerinden kopup bizim oldu...
18 Temmuz 2013 Perşembe
yalnızlık ve can sıkıntısı insana kendini siktirir
masturbasyon üzerine değil bu yazı. çokca yalnızlık ve can sıkıntısı
kendi kendimle kalmayı seviyorum. güzel şey kendini dinlemek misal bir vakte kadar. ama bende bu keyifli durum bir yerden sonra kendimle savaşmaya dönüşüyor. içimdeki bilmem kaçıncı kadın "neden buradayım, bu mudur, hani şu olmasını istediklerin nerede? " gibi soruları sormaya başlıyor ve sonra bir bakıyorum kendimi kesiyorum.
ve hatta sonra öyle şeyler yapıyorum ki , özündeki gerçek kadınla alakası olmayan, tenine kokusuna düşüncesine insanlığına yakışmayan konuşmalar, paylaşımlar, olaylar içindeyim.
kocaman bir dengesizlik belki de tüm bu olanlar.
yapmasaydım iyidi dediğim onca şeyin sebebini aradığımda yalnızlığın ve can sıkıntısının kardeşliğini görüyorum
bu iki şey ki özellikle de yalnızlığı sevmeme ragmen bana zarar verişini de kabul edemiyorum. üzülerek karşılıyorum hatta terk etse beni artık deyip duruyorum.
çevremi gerekli gereksiz sebeplerden öyle bir daralttım ki bir akşam bir mekana gidip içecek onu geçtim gel bir çay ıcelım denilecek insan bile kalmadı burada.
kendi elimle atıyorum bir çukura beni. sonra içimdeki kadınlar kendilerine göre bir çıkış noktası arıyor ama hiç biri birbiriylşe bir uyum sağlayamadığından kocaman bir mutsuzluk peyda oluyor içime.
oysa ki ne güzeldim ben. içimde yalnızlıkla uyumluyken ne kadar rahattı.
rahatlığı özledim özellikle iç huzuru ve bir şeylerin belirsizliğinin beni hiç sarmadığı zamanları...
kendi kendimle kalmayı seviyorum. güzel şey kendini dinlemek misal bir vakte kadar. ama bende bu keyifli durum bir yerden sonra kendimle savaşmaya dönüşüyor. içimdeki bilmem kaçıncı kadın "neden buradayım, bu mudur, hani şu olmasını istediklerin nerede? " gibi soruları sormaya başlıyor ve sonra bir bakıyorum kendimi kesiyorum.
ve hatta sonra öyle şeyler yapıyorum ki , özündeki gerçek kadınla alakası olmayan, tenine kokusuna düşüncesine insanlığına yakışmayan konuşmalar, paylaşımlar, olaylar içindeyim.
kocaman bir dengesizlik belki de tüm bu olanlar.
yapmasaydım iyidi dediğim onca şeyin sebebini aradığımda yalnızlığın ve can sıkıntısının kardeşliğini görüyorum
bu iki şey ki özellikle de yalnızlığı sevmeme ragmen bana zarar verişini de kabul edemiyorum. üzülerek karşılıyorum hatta terk etse beni artık deyip duruyorum.
çevremi gerekli gereksiz sebeplerden öyle bir daralttım ki bir akşam bir mekana gidip içecek onu geçtim gel bir çay ıcelım denilecek insan bile kalmadı burada.
kendi elimle atıyorum bir çukura beni. sonra içimdeki kadınlar kendilerine göre bir çıkış noktası arıyor ama hiç biri birbiriylşe bir uyum sağlayamadığından kocaman bir mutsuzluk peyda oluyor içime.
oysa ki ne güzeldim ben. içimde yalnızlıkla uyumluyken ne kadar rahattı.
rahatlığı özledim özellikle iç huzuru ve bir şeylerin belirsizliğinin beni hiç sarmadığı zamanları...
4 Temmuz 2013 Perşembe
artık ben de anneyim hem de kedi annesi
hala bir isim bulamadım. lady diyen var, hiro diyen var beton diyen reçel diyen
dirençarşı'ya kadar vardı olay siyahlığından ötürü
ama ismi yok.
isme gerek yok bir tavrı var. bakışlaır fazla yaramaz.
tırnakları çoktan iz bıraktı bende, her sevdiğim gibi
ulan bu da o şarkıyı mırıldanmama sebep olacak eminim, bir gün dişiliğinden ötürü bir erkek kedi peşinde koşup kacacak. kaçmasa da ben bırakacağım belki de, bilinmez.
evden minder çaldım, büroda kendini toparlayıncaya kadar. sonra elbet evde bir yer edinecek. bu sefer ne yapıp edip sahip çıkılacak bir isteğe.
küfürbaz, alkolik, şiir kokan bir kadındık, şimdi yeni kokumuz kedi. insan kokmaktan biraz daha iyi sanki.
kedimin anıları da olacaktır kesin, onun için hep buralardayız...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





